Skip navigation

Tag Archives: kavramsal

Advertisements

“domus modus” – 2010, originally uploaded by muratgermen.

İki taraf arasında foto-araf
TUBA DENİZ
AKSİYON dergisi Sayı: 811 / Tarih: 21-06-2010

Murat Germen’in fotoğrafları kuralları zorluyor. Zaman zaman içinde, mekân mekân üstünde çıkabiliyor karşımıza. Ve bu ‘tanımsız’ görsel ‘karmaşa’ muhatabına soruyor: Fotoğrafta gerçekliği kaydetmek ne kadar mümkün?

‘Yol seçimdir, Yol tavırdır, Yol beklentidir, Yol çeşitliliktir, Yol başlangıçtır, Yol çaredir, Yol öğrenmektir, Yol şaşırtır, Yol öncüdür, Yol kaçıştır, Yol tekinsizdir, Yol oyundur, Yol rastlantıdır, Yol davadır, Yol süreçtir, Yol ümittir…’

Murat Germen’in İstanbul Modern’de açılan, “Yol: İki taraf arasındaki araf” isimli fotoğraf sergisi bu cümlelerle karşılıyor izleyiciyi. Her ne kadar tanımlamalar ile girizgâh yapılsa da hem fotoğraflarıyla hem de görüntüleri tamamlayan yazılı metin ile bir tanımsızlık üretmek Germen’in niyeti. Kimliksiz, zamansız, mekânsız bir sahaya dönüştürdüğü yol fotoğraflarında kaybetmek muhatabını.

Fotoğraf, mimarlık, multimedya tasarımı, kent planlaması, sanat ve bilgisayar destekli tasarım konularında birçok basılı ve online yayını bulunan fotoğraf sanatçısı Murat Germen, hâlen Sabancı Üniversitesi’nde fotoğrafçılık ve görsel iletişim tasarımı dersleri veren bir akademisyen. Germen’in fotoğrafları klasik anlayışın sınırlarını zorlayan, daha çok ‘çağdaş’ başlığı altında kendine yer bulacak niteliklere sahip. Ona göre fotoğrafta manipülasyonun hiçbir sakıncası yok. Somut gerçeklikten ziyade gördüğü ve göstermek istediğini her yolla fotoğrafında dönüştürmek mübah. Bu eğiliminin bir yansıması Yol sergisi. 2,5 senelik bir çalışmanın ürünü. “Yol beni benden alıyor. Yol insana kendini üzerinden atma imkânı sunuyor.” diyen Germen’in yaptığı seyahatlerde tuttuğu bir nevi görsel günlükleri.

Yolun metafizik bir tarafının olduğu dahi söylenebilir. Sıradan zamanın, mekânın ötesine taşır kişiyi. Kim olduğu, nereden geldiği, nereye gideceğinin dahi çok bir önemi yoktur o uzun çizgi üzerinde. Germen’in fotoğraflarına bakıldığında da bu mekânsızlık, zamansızlık, kimliksizlik ön plana çıkıyor. Uzun pozlama, üst üste bindirme ya da fotoğrafları yan yana dizme gibi çeşitli teknik yöntemlerle, dijital müdahalelerle izleyicinin zaman algısıyla oynayan görüntüler elde ediyor fotoğrafçı. Andre Bazin’in ifadesiyle anın mumyalandığı fotoğraflar, Germen’in karelerinde bir süreci barındırıyor. Sadece bir anı değil, geniş bir zamanı içeriyor. Zamansızlık duygusunu, birçok zamanı bir kareye hapsederek elde ediyor. Bu tercih mekânın da fotoğraf içinde genleşmesine imkân tanıyor. Aynı mekân, farklı bir zamanda tam tersi bir açıda karşımıza çıkabiliyor fotoğrafta mesela. Peki, neden böyle bir estetik tercih ediyor sanatçı? “Etiketlerden hoşlanmıyorum. Giyim tarzı, konuştuklarım ya da herhangi bir şey nedeniyle beni kutuya koymayın diyorum. Fotoğraflarda da tanımsızlık üretmeye çalışıyorum. Anında etiketlenmeyecek görüntüyü oluşturmak amacım.” Bu tanımsızlık arayışı özgürlüğe kapı aralamayı hedefliyor. İki taraf arasındaki araf, fotoğrafçıya da izleyene de böylece tanımsız, hür bir alan açmayı deniyor.

Murat Germen’in fotoğraflarına bakan kişi ilk etapta bocalıyor. Bir vakit sonra aynı suretin iki tane olduğunu fark edebiliyor herhangi bir karede ya da mekânın içerisi ile dışarısını bir fotoğrafta nasıl aynı anda gördüğünü bakar bakmaz kavrayamıyor. Neredeyse keyifli bir oyuna dönüşüyor fotoğrafların nasıl çekildiğini anlamaya dönük bu seyir. Germen’i tatmin eden bir sonuç bu. Zira ona göre bir sanat eserinin en önemli özelliği muhatabını uzun bir süre karşısında tutabilmesi: “Bir sanat eserinde başarı bence ya estetik ya içerik ya da her iki anlamda düşündürmesidir bakan kişiyi.  Benim için en önemli kıstaslardan biri de işin başında duruyor mu izleyici?” Bu nedenle sergiyi ziyaret edenlerin bir şekilde ilgisini çekecek bir çeşitlilik arz ediyor fotoğraflar. Bir tipolojiye hapsetmemiş fotoğrafçı işlerini. Siyah beyaz, panoramik bir fotoğrafın yanında renkli bir kare format çıkabiliyor karşınıza. Bu çeşitlilik yol temasının sunmuş olduğu özgürlük fikrine de denk düşüyor.

Sergide yan yana kurulmuş cümleler gibi birbiri ardına dizilmiş fotoğraflar da çıkıyor izleyicinin karşısına. Bir deniz manzarasının içerisinde dolaşan, uzaklaşan ve yok olan kayıkları görüyorsunuz art arda. Neredeyse öyküsel bir anlatıma dönüşüyor bu sıralama. Hâlbuki tek bir fotoğraf bütün hikâyeyi anlatabilme gücüne sahip değil miydi?  “Zamanları üst üste ya da yan yana dizdiğinizde bir öyküsellik de giriyor işin içine. Hiçbir müdahale yapmadan kullandığım fotoğraflar da var. Tek fotoğrafla bir öyküsellik yakalama konusunda kendimi bazen kifayetsiz buluyorum. İlle bir hikâye dâhil etmek istiyorsam, sadece görsellik üzerinden gitmek istemiyorsam, bahsettiğim bindirmeleri yapıyorum.”

Neredeyse kavramsal bir sergi diyebileceğimiz Yol, sadece görüntüler değil, bir metinle birlikte düzenlenmiş. Her fotoğraf bir kavramın taşıyıcısı; idrak, gaip, tepki, köken, sanrı gibi… Germen, serginin konseptinin önemine vurgu yapıyor. Onu fotoğraflar kadar metne yönelik ilgi de alakadar ediyor. Yazı ile görüntünün tamamen birbirini tamamlamak üzere üretildiğinin altını çiziyor.

Germen’in daha önceki fotoğraflarındaki gibi burada da insan yüzleri ile karşılaşmak neredeyse mümkün değil. Silik hayaletlere dönüşmüş bütün suretler. Fotoğrafçının bilinçli bir tercihi bu. Peki insanoğlunun fâniliği ile alakalı mı? “Bu fotoğraflarda başrolde olmasını istemiyorum insanların. İnsan fotoğrafa dâhil edildiğinde direkt başrolde ve fotoğrafı teslim alıyor. İnsanları sadece bir figüran olarak göstermek istediğimde bunu hayalet görüntülerde yakalıyorum.”

Vilem Flusser, Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru kitabında, insanın kendini örnek alarak aletler ürettiğini fakat bir vakit sonra bu aletleri, kendisi, toplumu için örnek aldığına değinir.  İnsanoğlu ürettiği makinelerin tahakkümü altına girer bir müddet sonra ve ancak o teknolojinin sınırları dâhilinde düşünür, hareket eder. Germen, teknik imgenin sınırlarını zorlamaya, fotoğrafçıya sunduğu imkânın üstüne çıkmaya çalıştığına değiniyor. Fotoğraflarındaki ufak tefek manipülasyonları tercih etmesinin bir sebebi bu. Diğer nedeni ise kendi ifadesiyle şöyle: “Benim bir izlenimim var ve onu oluşturmaya çalışıyorum, aynı resim gibi. Ben onu gerçekleştirebildiğim oranda başarılıyım.” Peki, bu manipülasyonun bir sınırı var mı? Serginin orta yerinde arz-ı endam eden Şark Ekspresi bu manada ‘uçuk’ bir örnek, fotoğraf camiasında tartışma yaratma potansiyeline sahip. Germen’in çektiği ‘gerçek’ bir panoramik fotoğrafın üzerine, second life ortamında üretilen dört adet avatarın görüntülerinin monte edilmesinden müteşekkil. Gerçek hayattaki peronda bekleyen sanal sakinler ‘bir-buçuk-hayatlık’ bir boyut oluşturmayı amaçlıyor. Yani birinci hayatımız, sanal bir ikinci hayat ile birlikte sunuluyor.  Şark Ekspresi, fotoğraf meraklılarına “Dijital ortamda dönüştürülen bu fotoğraflar ne kadar fotoğraf?” sorusunu sorduruyor.

http://vimeo.com/9074046

aura, istanbul, originally uploaded by muratgermen.

Aura

Galeride, müzede, sanat fuarında olsun veya pazarda, markette olsun; sergilenenler belli bir “aura”ları varsa daha çok tercih edilirler. Bu aura, sergilenenin kendinden menkul “güzelliğinin” ötesinde; bazen modayı oluşturan güncel eğilimlere, bazen serginin gerçekleştirildiği mekanın niteliğine, bazen sergileyen kişi veya markanın kim olduğuna, bazen havanın güneşli olup olmadığıyla bağıntılı olarak al(gılay)ıcıların keyfine, bazen sergileyen ile olumlu yorumlayarak pazarlayan arasındaki “simbiyotik” ilişkilere, bazen de sergileyenin beyanı ve o beyanın al(gılay)ıcıların gözündeki kavrayışa göre şekillenir. Bir şeyi güzel kılan sadece kendisi değildir, bir şey rahatlıkla “güzel” kılınabilir de…

Sanat eserinin içsel ruhu ve şartlara bağımlı bir şekilde gelişen dışsal algısındaki olası farkları konu edinen bu çalışmadaki işler Paris, Bologna, Hong Kong, Londra ve İstanbul’daki galeri, müze ve pazar yerlerinde 2009 yılında üretildi. 90 x 60 cm, 120 x 80, 150 x 100 cm olmak üzere üç farklı boyda, “tek edisyonlu” 16 adet fotografın sergileneceği “Aura” serisi; 10 Kasım – 10 Aralık 2009 tarihleri arasında C.A.M. Galeri / Nişantaşı adresinde görülebilir.

Bu seri, sanatın, yüzyıllardır içinde bulunduğu ama son zamanlarda iyice tavan yapan, fakat sanatçı beyanlarındaki çeşitli duyarlılık iddiaları ile üstü örtülen “piyasa ekonomisi” ortam ve yaklaşımını hatırlatmak, eleştirmek üzere düşünülmüştür. Önemli sanat etkinliklerinin zamanı geldiğinde; bu etkinliklere paralel olarak kaçınılmaz şekilde gelişen “çılgın” partiler, söylemler, iddialar, açılışlardaki lobicilik ve hazin zemin sağlama çalışmaları, sponsorluk arayışları ve sponsorların hegemonik yönlendirmeleri, sanatçıların birbirleri ile satış odaklı yarıştırılmaları, etkinliklerdeki eserlere bakmaktansa sergiye kimin gelip gittiğinin incelenmesi ve yazılması gibi hezeyan eylemleri dikkat çekmektedir. Bu şaşırtan haller, sanatın artık özgürlüğünü kaybettiğini ve eleştirdiğini sandığı sistemin tam merkezine oturarak samimiyetsiz bir biçimde onu yücelttiğini gösteriyor belki de. Sanat çevrelerinde oluşan ticari ortamın varlığında, sanatın sergilendiği bazı mekanlarla alışveriş yaptığımız pazar yerleri arasında fazla fark kalmadı gibi görünüyor. Aura serisi, sanat eserinin; dış etkenler aracılığı ile değil, kendinden menkul bir değer edinebilmesi ve bağımsız kalabilmesi arzusuna istinaden üretilmiş bir çalışma olarak algılanabilir…

——————————————————–

Aura

In galleries, museums, art fairs or bazaars, markets; items on display are usually preferred if they have a certain “aura.” This aura, beyond a pristine “beauty” of the self; may depend on current trends that are vogue, the identity of the particular exhibit venue, the specific person or the brand that exhibits, the arbitrary daily mood of the audience / buyers, the symbiotic relationship between who exhibits and promotes with positive critique, and sometimes the exhibitor’s statement and the perception of this statement by audience / buyers. What renders something beautiful is not always the inner self, something can easily be rendered “beautiful” externally…

This series of artworks, focusing on the difference between the intrinsic soul and extrinsic perception subsidiary to conditions; was created in galleries, museums and market places in Paris, Bologna, Hong Kong, London and Istanbul in year 2009. The “Aura” series, comprised of 16 “unique edition” photos with three different sizes of 90 x 60 cm, 120 x 80 and 150 x 100 cm, can be seen at C.A.M. Gallery Nişantaşı, Istanbul branch between the dates of November 10 – December 10, 2009.

This series is conceived as a reminder and critique of the ever-present but recently much-peaked “market economy” climate and approach, concealed with various awareness arguments in artists’ statements. When it is time for important art events; the delusional presence of “wild” parties, discourses, allegations, lobbying and pathetic self-promotion efforts in exhibition openings, the pursuit for sponsors and sponsors’ hegemonic steering, the making of artists race with each other on auction prices, the focus and the following press coverage on celebrities at the openings as opposed to artworks themselves, draws much attention. These astonishing demeanors possibly point to the fact that art has lost its freedom, sits right in the middle of the system it allegedly criticizes and finally disingenuously exalts the system. In the presence of commercial art milieu, it seems there has not remained much difference between art venues and shopping malls. Aura series can be taken as a study created after the desire of having artworks independent of peripheral conditions and gaining their inherent value…

aura, originally uploaded by muratgermen.

aura, originally uploaded by muratgermen.

aura, originally uploaded by muratgermen.

%d bloggers like this: